Posts Tagged ‘karavanlı gezi’

Karavancılar “Mart’a güle güle, Nisan’a Hoşgeldin” dedi…

              Orhangazi ilçesi İznik Gölü kıyısında gerçekleşen baharı karşılama buluşmamız havanın da güzelliği nedeniyle keyifli anlara sahne oldu.

             Cuma akşamından başlayan etkinlik pazar günü öğlene kadar 35 ünitelik rekor katılımcı sayısına ulaştı.

            Kış durgunluğunu üzerinden atan karavancılar doğanın uyanışına yakından tanık olmanın hazzını doyasıya yaşadılar.

 

 

İlkbaharın erkenci çiçekleri ile birlikte ortamı renklendiren  karavanlar,  pastoral yaşama olan özlemin canlı birer simgesiydi adeta..

 

 

 

           Çeşitli etkinliklerde bir araya gelen karavancılar  uzaklardan gelen dostlarla da tanışıp kaynaşma imkanı buldular.  Eski ve yakın dostlar için ise  sohbet edip hasret giderme zamanıydı..

 

 

 

             Federasyon ve dernek başkanı değerli büyüklerimizin de katılımıyla canlanan buluşmada karavancıların sorunları, izlenecek yol haritaları hakkında bilgiler verildi, fikir alışverişinde bulunuldu.

 

 

 

 

           Mekanik birer araç olmanın ötesinde çok daha farklı anlamlar yüklediğimiz, duygusal bağlar kurduğumuz 4 tekerlekli yürüyen evlerimizin doğa ile bütünleşmiş resimleri görülmeye değerdi..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

          Dostluklar pekişti, sohbetler koyulaştı, keyifler katmerlendi..

 

 

 

 

                Ve…

                 Başka bir coğrafyada en kısa zamanda yeniden buluşmak üzere sözleşerek ayrılan karavancılar güzel anılarına bir yenisini daha ekledi..

                 

              Gezi ile ilgili videoya videolar sayfamızdan, devam eden yazışma yorum ve daha fazla fotoğraflara buradan ulaşabilirsiniz.

               Bu güzel buluşmayı organize eden Karavan Türkiye admini değerli karavancı ağabeyimiz ve dostumuz sayın Oğuz Sevim’e teşekkürlerimizle..



Share

Bursalı karavancılar her zaman aktif..

Karavan dünyasının en aktif gruplarından olan Bursalı karavancılar yaz kış demeden her zaman yollarda, kamplarda..

Sık sık toplu etkinliklerde bir araya gelen karavancıların keyfine diyecek yok.

 

Doğa yürüyüşleri kamplı etkinliklerin ayrılmaz bir parçası…

 

 

Fırsat buldukça şehire yakın belirli merkezlerde de sık sık bir araya gelen karavancılar dostluklarını her geçen gün  biraz daha pekiştiriyorlar..

 

 

 

 

Geçen hafta sonu ilkbaharı karşılamak üzere  Gemlik – Kumla’da buluşan karavancılar keyifli bir hafta sonu etkinliğine daha imzasını atmış bulunuyor.

 

 

 

 

 

Pazar günü İstanbul’dan karavancı dostların da katılımıyla renklenen buluşma keyifli sohbetler eşliğinde akşam üzerine kadar keyifli  sohbetlerle geçti.

 

 

 

 

Çocukların, özledikleri bahar güneşi eşliğinde deniz kıyısındaki iskele üzerinde ödevlerini yapmaları bu etkinliğin görülmeye değer anlarındandı.

 

 

En yakın zamanda yeni  gezilerde buluşmak üzere sözleşen karavancılar bu buluşmadan da güzel anılarla ayrıldılar..

 

 

 


 

Share

Karavanda Isınma Sistemleri…

Karavanda ısınma, araç motorundan bağımsız sistemlerle sağlanır. LPG mazot ya da benzinle çalışan sistemler mevcuttur. Genel çalışma prensibi açısından  kapalı bir yanma odasına püskürtülen yakıtın yanması sonucu oluşan ısının, yanma odası etrafında dolaşan havayı ısıtması prensibine dayalı olarak çalışırlar.. Ancak bunun dışında evlerde kullanılan hermetik doğalgaz sobalarına ya da kombi cihazlarına benzer sistemler de vardır.

Kullanım alanı ve müşteri potansiyeli kısıtlı, göreli yeni teknoloji ürünler  olduğundan kategorizasyon gerektirecek kadar geniş bir ürün yelpazesinden bahsedemiyoruz. Bu nedenle artıları ve eksileriyle marka ve model bazındaki açıklamalar sanırım yeterli olacaktır. Aşağıda en çok kullanılan marka ve modelleri paylaşmaya çalışıyorum:

 

TRUMA

Trumatic E2400

Kompakt yapısı küçük hacmi dolayısıyla neredeyse en çok tercih edilen ısıtıcıların başında gelir. Mazotlu ısıtıcılarda olduğu şekilde kalkışta buji kızdırma ve dizel yakıtın ateşlenmesi gibi aküden aşırı elektrik çeken uygulamalar yoktur. Dolayısıyla elektrik enerjisi yalnızca fan ve elektronik devreler için gereklidir. Enerji tüketimi çok düşüktür. (Yarım kademede 0,6 Amper/saat, tam kapasitede 1,1 Amper/saat) 2400 watt ısıtma gücündedir. 12 metreküp ve altındaki hacimler için yeterlidir.

 

Hermetik sistemdir. Dışarıdan alınan temiz hava, içeriden bağımsız kapalı bir yanma odasında yakılarak hermetik baca sayesinde dışarı atılır. Araç içerisinden çekilen hava bu kapalı yanma odası etrafında dolaşarak ısınır ve diğer çıkıştan fan vasıtasıyla yine araç içine verilir.

 

Termostat özelliklidir. Ayrıca oda termostatı da bağlanabilir.

 

 

Gaz tüketimi 1/2 çalışma modunda 100 g./ saat, tam kapasitede 200 g. / saattir. Chazın ağırlığı 4,7 kg.dır.

Mazotlu ısıtıcılara göre biraz daha sessizdir. Ancak daha pahalıdır. Küçük hacimli olması nedeniyle camper türü araçlar için idealdir. Ancak büyük bir handikap olarak 12 kg.’lık tüp taşımayı gerektirir. Beraberinde 3 sistem buzdolabı ve zorunlu başka nedenlerden dolayı 12 kg.’lık tüp taşınacaksa Trumatic E2400 en ideal çözümdür. 3 sistem buzdolabı ile birlikte E2400 elektrik enerjisi sorununu minimuma indirir

 

Trumatic E400

Daha büyük hacimler için kullanılır. E2400′ün biraz daha büyüğüdür. Isıtma kapasitesi 3700 watt., gaz tüketimi 1/2 çalışma modunda 150 gr./ saat, tam kapasitede 310 gr./ saattir. Aynı şekilde sırasıyla bu çalışma kapasitelerinde 1 Amper ve 2,3 Amper akım çeker. Cihazın kendi ağırlığı 10 kg.dır.

 

Truma Combi 4 (Gas)

 

Yine Truma markası altında beraberinde sıcak su sağlayan kombi cihazlar da mevcuttur. Ancak oldukça pahalıdırlar. Yurtdışı fiyatları en düşük modeller için bile 1500 Euro civarından başlamaktadır.. Türkiye maliyetleri de bu rakamın oldukça üzerine çıkabilir.

Combi 4 modeli ısıtma kademesine göre 1. konumda 2000 watt., 2. konumda 4000 watt. ısıtma gücüne sahiptir.

1. çalışma kademesinde saatte 160 gram, 2. kademede 320 gram gaz tüketimi vardır.

Elektrik enerjisi gereksinimi ortalama 1,1 Amperdir. Ancak çalışma kademeleri ve boilerin de devreye girmesiyle birlikte bu tüketim 5,6 Ampere kadar çıkabilir.

Su ısıtma kapasitesi 10 lt.dir. 10 lt. suyu 15ºC’dan 80ºC’a 20 dakika içinde ısıtır. Kabin ısıtmasıyla birlikte bu süre 80 dakikaya kadar çıkabilir.

Cihazın ağırlığı 15,6 kg.dır.

 

 

Truma Combi 6 (Gas)

Combi 4 modelinin 3 kademelisidir. 3. çalışma kademesinde 6000 watt ısıtma gücündedir. Bu çalışma modunda saatte 480 gram gaz tüketimi vardır. Diğer teknik detaylar, Cihazın büyüklüğü, ağırlığı ve 10 lt.’lik su ısıtma kapasitesi Combi 4 modelinin aynısıdır.

 

Truma Combi 6 (Diesel)

Dizel yakıt ile çalışır. Sırasıyla 2000, 4000 ve 6000 watt olmak üzere 3 kademeli ısı ayarı vardır. Çalışma kademelerine göre yine sırasıyla saatte 220 ml., 452 ml. ve 630 ml. dizel yakıt ve 1,8 ila 5 amper arasında elektrik tüketir. Cihaz büyüklüğü ve su ısıtma kapasitesi diğer kombi cihazlarla aynı, ağırlığı ise 17,2 kg. dır.

 

 

Kombi cihazları genel anlamda değerlendirmek gerekirse;

Görece verimli, tasarruflu ve yeni teknoloji ürünü cihazlar olmalarına rağmen diğer kompakt küçük ısıtıcılarla kıyaslandığında yakıt ve elektrik tüketimleri oldukça fazladır. Sahip olma maliyetini bir kenara bıraksak bile bu tür cihazlar beraberinde büyük hacimde gaz tankları ve büyük aküler taşımayı gerektirir.

 

Truma S3002 ve S5002

Bildiğimiz hermetik doğalgaz sobalarının karavan için üretilmiş küçük modelleridir. Ancak yine de küçük hacimli camper türü araçlar için uygun olmayabilirler. Daha çok büyük motokaravanlarda kullanılırlar. Isınma için elektrik enerjisi sorununu tamamen ortadan kaldıran modellerdir. S3200 modeli 3400 watt, S5002 ise 5500 watt ısıtma gücündedir. Gaz tüketimleri de çalışma kademesine bağlı olarak sırasıyla S3200 için 30-280 gram/saat, S5002 için 60-480 gram/saattir.

WEBASTO

“webasto” markanın adı olmasına rağmen marka bilinirliği ve yerleşmiş anlamıyla bu tür ısıtıcılar genelde webasto olarak anılırlar. Benzinli ve dizel modelleri, kuru ve sulu tipleri ve yine aynı zamanda sıcak su da sağlayan kombi modelleri vardır.

Özellikle kuru tip küçük modelleri TIRlarda zorunlu mola ve konaklamalar için kabin ısıtıcı olarak kullanılır. Bu nedenle marka bilinirliği ve buna bağlı olarak servis olanakları biraz daha gelişmiştir.

Air Top 2000 ST

Çalışma kademesine göre 900 ila 2000 watt ısıtma gücündedir.  12 metreküp ve altındaki hacimler için idealdir. Yine çalışma kademesine bağlı olarak saatte 120 ml ve 240 ml. arasında dizel yakıt harcar, 0,75 ila 1,83 Amper elektrik tüketir. 2000 metre rakıma kadar sorunsuz çalışır. Daha üzeri rakımlarda havadaki oksijen azlığı nedeniyle sorun yaşanabilir.

 

Eberspacher Airtronic D2 ile birlikte karavanlarda en sık tercih edilen ısıtıcılar arasında yer alır. Çalışma prensibi olarak her ikisi de aynı ve aşağı yukarı benzer cihazlar olmaları nedeniyle kişisel bir not olarak bu cihazların çalışma karakteristiğini biraz açıklamak gerektiğini düşünüyorum.

Yanma odası yine diğer modellerde olduğu gibi temiz havayı dışarıdan çeker ve atıkları bir egzos vasıtasıyla aracın dışına verir. Yanma odası araç içindeki havanın sirküle edildiği bölümden ayrıdır. Araç içindeki hava, cihazın arka girişinden çekilir ve yanma odası etrafından geçerken ısınır. Isınan hava fan vasıtasıyla ön taraftan üflenir. Sıcak hava istenirse özel borular vasıtasıyla karavanın çeşitli bölümlerine yönlendirilir ya da bir kaç farklı kola ayrılabilir.

 

Bu cihazlar ilk çalıştırma anında buji kızdırma ve ateşleme ile birlikte biraz fazlaca akım çekerler. Air Top 2000 ST için 2 farklı çalışma modu vardır. İlk çalışma anında çok kısa bir süre için saatte 6,25 Amper akım çeker. Bu akım değeri oldukça yüksek olmasına rağmen kısa süreli olduğundan totalde aküyü fazla yormaz. Ateşlemenin ardından güçlü ısıtma ve üflemeyle birlikte ortam sıcaklığını ayarlanan sıcaklık derecesi yakınlarına kadar yükseltir. Yakıt tüketimi  bu aşamada saatte 240 ml, çekilen akım 2,4 Amperdir. Daha sonra üflenen hava debisi ve sıcaklığı düşer ve düşük kademede çalışmaya devam eder. Bu aşamada yakıt tüketimi saatte 140 ml., elektriksel tüketim 1,2 Amperdir.

 

Cihazın arka tarafında havanın çekildiği bölümde termostat vardır. Buradan çekilen hava yani dolayısıyla ortam sıcaklığı ayarlanan sıcaklık derecesine geldiğinde termostat devreye girer ve cihazı kapatır. Sıcaklık düşünce cihaz otomatik olarak yine çalışmaya başlar. Aşırı soğuk ortamlarda ya da izolasonun iyi olmadığı durumlarda düşük modda (900 watt) sürekli çalışmaya devam da edebilir.

 

Cihazın içinde olduğu bölme (koltuk altı, dolap içleri, bagaj vb.) ısıtılmak istenen ortamdan yalıtılmış olmamalıdır. Bu durumda cihaz kendi bulunduğu ortamı ısıtamayacağından sürekli soğuk hava çekecek ve termostat devreye girmeyecektir. Tersi durumda yani cihazın üflediği sıcak havanın kolayca geri dönüp arkadan emileceği durumlar için de termostat çabuk devreye girecek ve ortam yeterince ısınmadığı halde cihaz kendini kapatacaktır. Bu gibi durumlar için karavanın ayrı bir yerinde dereceli oda termostatı kullanılabilir. Bu tür aksesuarlar opsiyoneldir.

 

Air Top 3900 Evo / 5500Evo

Adından da anlaşılacağı gibi aynı cihazın 3900watt ve 5500 watt ısıtma gücüne sahip olan modelleridir. 3900 Evo  çalışma moduna göre saatte 1,25 ila 4,58 Amper elektrik ve 180 ml. ila 480 ml. yakıt tüketir.

 

 

Evo 5000 modeli ise çalışma moduna göre 1,25 Amper ila 10,8 Amper elektrik, 180ml. ila 660 ml. yakıt tüketir.

**** Tüketim için verilen üst değerler “boost” modundaki ilk çalışma anı için geçerlidir. Eski modelleri olan 3500 ST ve 5000 ST modellerinde “boost” modu bulunmamakta idi.  Evo modellerinde  Eberspacher’de olan “Power” moduna (aşağıda Eberspacher ısıtıcılar bölümünde açıklanacaktır)  benzer bu çalışma modu sonradan eklenmiştir.  3500 ST ve 5000 ST modellerinde ısıtma gücü 3500 ve 5000 watt. ile sınırlanmıştı. Evo modellerinde 3900 ve 5500 watt. değerleri yalnızca “boost” modu için geçerlidir.  Chazın normal üst kademeleri yine 3500 ve 5000 watt’dır.

**** 3900 Evo modeli için 3500 watt ısıtma gücünde olan üst kademede elektrik tüketimi saatte 3,33 amper, yakıt tüketimi  420 ml.dir.

**** 5500 Evo modeli için 5000 watt ısıtma gücünde olan üst kademede elektrik tüketimi saatte 7,91 amper, yakıt tüketimi 600 ml.dir.

********* Evo modelleri yüksek irtifalarda da çalışabilmektedir.  Ancak rakamsal değer verilmemiştir.

 

 

Thermo – Top C

Webasto markasının “sulu tip” olarak tanımlanan ısıtıcısıdır. Aynı zamanda motor soğutma suyunu, dolayısıyla motoru da ısıtır. Genelde motor bölümüne monte edilir. Sıcak hava araç içerisine aracın normal kalorifer boruları vasıtasıyla iletilir. Araç başında olmasanız dahi belirlenen saatlerde çalışmak üzere önceden programlanabilir ya da 1 km. mesafeli uzaktan kumanda ile çalıştırıp aracın önceden ısınması sağlanabilir.

 

Isıtma gücü çalışma kademesine bağlı olarak 2500 ila 5200 watt kapasitesindedir. Yine çalışma kademesine bağlı olarak saatte 1,83 ila 3,5 Amper elektrik, 290 ml. ila 590 ml. dizel yakıt tüketir.

Dual Top RHA 100

Yine webasto markasının aynı zamanda su ısıtabilen kombi cihazıdır. Isıtma gücü çalşma kademesine bağlı olarak 600 watt ila 7200 watt arasındadır. Yine çalışma kademesine bağlı olarak saatte 1,66 Amper ila 7,5 Amper arasında elektrik, 190 ml. ila 660 ml. arasında dizel yakıt tüketir.

Cihazın ağırlığı 19 kg., su ısıtma kapasitesi 11 litredir

 

**** Daha güçlü RHA 101 ve RHA 102 modelleri de mevcuttur.

 

 

EBERSPACHER

 

Airtronic D2

 

Çalışma prensibi olarak Webasto Air Top 2000 modelinin aynısı, cihaz olarak da çok benzeridir. Ancak aralarında tercih nedeni olabilecek ciddi bazı farklılıklar da mevcuttur.

Airtornic D2′nin Webasto Air Top 2000′den farklı olarak “power, large, medium ve small” olmak üzere 4 farklı çalışma modu vardır. Bu durum, enerjinin daha verimli kullanılabilmesi, sıcaklığın daha hassas aralıklarda kontrol edilebilmesi ve sessizlik açısından önemlidir.

Isıtma gücü çalışma moduna göre 850 ila 2200 watt arasındadır.

Power modu ilk çalışma anındaki yüksek debili ve en sıcak hava akımının olduğu çalışma konumudur. Bu konumda buji kızdırma ve ateşleme dahil olmak üzere ortam sıcaklığına bağlı olarak 5-10 dakikalık bir süre için saatte 2,83 Amper elektrik ve 280 ml. yakıt tüketir.

Power modunun hemen ardından “large” konumuna geçer. Bu konumda ısıtma gücü 1800 watt., elektrik tüketimi saatte 1,83 Amper, yakıt tüketimi 230 ml.dir. Yine çok aşırı soğuk bir ortam değilse large konumundan 5-10 dk. içerisinde “medium”a geçer.

 

Medium çalışma modunda ısıtma gücü 1200 watt., elektrik tüketimi saatte 1 Amper, yakıt tüketimi 150 ml.dir. Belirlenen sıcaklık derecesine yaklaşınca “small” çalışma moduna geçer.

 

Small çalışma modunda ısıtma gücü 850 watt., elektrik tüketimi saatte 0,66 Amper, yakıt tüketimi 100 ml.dir. Bu çalışma kapasitesinde duyulamayacak ölçülerde sessizdir.

 

Belirlenen sıcaklık derecesine ulaşınca termostat devreye girer ve cihazı kapatır.

 

Açılıp kapanma ve çalışma konumları arasındaki geçişler ortam sıcaklığına bağlı olarak otomatik olarak yapılır.

 

Pratik tecrübelerimizden hareketle ülkemiz normal kış koşullarında iyi havalarda 9 m³ bir araç ve 24ºC iç ortam sıcaklığı için cihazın sürekli small modunda çalışacağını, soğuk havalarda sürekli small-medium arasında geçişler yapabileceğini, yüksek irtifa ve kar buz durumlarında ağırlıklı olarak mediumda çalışıp arada large konumuna geçiş yapabileceğini, serin bahar akşamlarında ise small konumunda açılıp, kapanıp geri kalan sürede bekleme modunda kalacağını söylememiz belki faydalı olabilir.

 

Cihazın bekleme konumunda elektrik tüketimi saatte 0,41 Amperdir. Yakıt tüketimi yoktur.

 

Webasto Air Top 2000 ile kıyaslandığında Eberspacher Airtronic D2′nin en büyük dezavantajı 1500 m. irtifaya kadar kullanılabilir olmasıdır. Bu değer en kötü ihtimalde geçerli olan değerdir. Hava durumuna ve mevsime bağlı hava basıncı değişiklikleri bu değeri etkileyebilir. Yaz koşullarında 1700 m. de çalıştıramadığımız ısıtıcımızı kışın 1750 m. de sorunsuz çalıştırabilmişliğimiz vardır.

 

1500 m. ve üzeri irtifada bu cihaz power modunda kısa süreli olarak çalışmakta. Ancak daha sonra kendini kapatmaktadır. Bunun nedeni de aslında cihazın az oksijen, bol yakıt durumunda kurumlaşmaya karşı kendini korumaya almasıdır.

 

Airtronic D2 modelinin ayrı bir set olarak satılan yüksek irtifa kiti bulunmaktadır. Bu kitin takılması ile birlikte 3500 m. irtifaya kadar kullanılabilmektedir. Webasto Air Top 2000 modelinde 2000 m. üzeri rakımlar için bu tür bir çözüm yoktur.

 

Yine tercih nedeni olabilecek diğer bir konu da, mazot pompasının Webasto Air Top 2000 modeline göre çok daha sessiz çalışmasıdır.

 

Airtronic D4/ Airtronic D5 / D8LC / V7S

 

Bu modeller de isimlerinden anlaşılacağı üzere 900 ila 4000 –  12.000 watt. ısıtma gücündeki daha büyük ısıtıcılardır. Elektrik ve yakıt tüketimleri de büyüklükleriyle doğru orantlı olarak artmaktadır.

 

Hydronic M10

Eberspacher markasının sulu tip ısıtıcısıdır. Aynı şekilde “Power, High, Medium ve Small” olmak üzere 4 farklı çalışma kademesi vardır. Isıtma gücü bu kademelere göre sırasıyla 9500, 7500, 3200 ve 1500 wattır.

 

Yine bu kademelere göre elektrik tüketimi 6,25 - 4,41 – 3,16 ve 2,58 Amper, yakıt tüketimi 1200, 900, 400 ve 180 ml. dir.

 

Combitronic CT03M (Diesel)

Eberspacher’in aynı zamanda su da ısıtabilen kombi modelidir. Hava ısıtma için çalışma kademesine göre 500 ila 3500 watt., su ıstma için 1200 watt gücündedir.

Yakıt tüketimi çalışma kademesine göre 100 ila 620 ml. arasındadır. Deluxe versiyounu ayrıca 220 volt AC akım ile de çalıştırılabilir.

 

****  En çok terdih edilen modeller olan kuru tip küçük ısıtıcıların klonlanmış benzerlerini son yıllarda uzakdoğu menşeili ya da yerli üretim olarak da piyasada bulabilmekteyiz. Bu marka ve modellerin ayrıntılı teknik tanıtımı için elimizde yeterli veri bulunmamakta. Dileğimiz, zaman içerisinde özellikle yerli üretim ısıtıcıların da marka, kalite, servis, güvence ve müşteri memnuniyeti açısından kendini ispatlaması yönündedir…

 

 

 

 

 

Share

Sapanca Buluşması…

Ulusal Kamp ve Karavan Dernekleri Federasyonu etkinliği olan buluşma, Sakarya Turizm Platformu Derneği desteği ile Kaycan Sucukları sponsorluğunda gerçekleşmiştir.

Organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ederiz…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Share

Dağyenice…

 

Baharın yüzünü göstermeye başladığı günler…

İçimiz kıpır kıpır. Çıkalım yollara, atalım kendimizi doğanın kucağına…

 

Dağyenice, Bursa şehir merkezine çok uzak olmayan şirin bir dağ köyü.. Aslında her geçen gün genişleyen şehir yerleşim alanları yüzünden belki de artık Bursa’nın bir mahallesi bile sayılabilir…

 

Bahar dalları olanca cömertliğiyle tüm güzelliğini seriyor gözlerimizin önüne…

 

Kaderden kaçış yok… Tecrübelerimiz doğrultusunda artık biliyoruz ki ancak böyle bir yol ulaştırabilir bizi gitmek istediğimiz yere.

 

Ne google earth, ne navigasyon, ne harita, ne de yol tabelası… Nerede böyle bir yol görsek istemsiz bir şekilde  giriveriyoruz.

 

 

Amacımız elbette köyün kendisi değil, biraz ilerisindeki gölete ulaşmak… Derin çamur oluklarında daha önce saplanmış araçların bıraktığı çamura bulanmış halı, kilim türü şeyleri gördükçe içim ürperiyor…

Tam gaz ilerle, ikinci vites, aman deviri çok yükseltip patinaja düşmeyelim, ama hızdan da kaybetmeyelim.. Direksiyon mireksiyon zaten hak getire… Aracın başı ayrı, kıçı ayrı yöne gidiyor. Sevgili Rocinante’miz hoplaya zıplaya kuş gibi karşı tarafa uçuruveriyor her seferinde bizi…

 

 

Dağyenice Göleti, akarsuyun önüne set çekilerek oluşturulmuş yapay bir gölet..

Piknik alanı olarak düzenlenmiş ve girişte muhtarlık adına 4 Tl. giriş ücreti talep ediliyor.

Daha ağır ve alkovanlı araçlar için yağışlı mevsimin ardından yolların biraz daha düzeleceği günleri beklemekte fayda var. Ancak ulaşımın kolaylaşmasıyla birlikte bu sakinliğin yakalanamayacağı da bir  gerçek…

 

Muhteşem ışık oyunları ve bulutlar eşliğinde göl gerçekten harika görünüyor.. Keşke kuş cıvıltılarını da sizlere akarabilme imkanım olsaydı.

 

Yöre halkıyla yaptığımız sohbetler sonucunda bu fotoğraflarda  görmüş olduğunuz karşı tepelerde çok büyük bir arazinin, termal konaklama tesisi için zengin arap şeyhlerinden birine satıldığı gerçeğini üzülerek öğreniyoruz..

Böylesine güzel ve bakir bir doğa alanının rant uğruna elden çıkarılmış olması bizi çok üzüyor… Günümüzde sermayenin gücü tüm dengeleri alt üst edebilecek yapıda. “En azından yerli yatırımcıya gitseydi..” diye geçiriyoruz içimizden. Ama yapılacak bir şey yok.  Parayı veren düdüğü çalıyor her zaman olduğu gibi.

Kuş cıvıltıları ve hafiften ürperten serin bahar yeli eşliğinde olabildiğince tadını çıkarmaya çalışıyoruz bu güzel doğa parçasının…

 

 

Share

Enerji

Enerji konuları karavancıların kafasını en çok kurcalayan konulardandır. Enerji denince ilk aklımıza gelen elbette elektrik enerjisi… Elektrik enerjisi dışında buzdolaplarında LPG sistemlerinden, ısınmada ise hem LPG’den hem de aracın kendi yakıtından (diesel ya da benzin) faydalanabiliyoruz.. Ancak yine de farklı yakıt sistemleri olsa bile buzdolabı ve ısıtma için de belirli oranda elektrik enerjisine ihtiyacımız var.

 

Karavanda enerji, dışarıdan alınabilecek 220 volt AC ya da akülerden elde edilecek 12 ve 24 volt DC akımdan sağlanabilir. Dışarıdan alınabilecek elektrik için karavanımızda tüm sistemi 220 volt AC akıma göre düzenleyebileceğimiz gibi AC akımı DC akıma çevirerek 12 volt elektrik sistemini çalıştırabileceğimiz redresörlerden de faydalanabiliriz. Ya da her iki durum için iki ayrı elektrik sistemi oluşturabiliriz.

Elektrik sistemini ve donanımı yalnızca 220 volt ile çalışacak şekilde düzenlemek bizi dışarıdan alınacak elektriğe ve dolayısıyla kampinglere bağımlı kılar. Jenaratörler gerek gürültüleri gerekse elde edilecek enerjinin pahalı olması nedeniyle sürekli enerji sağlamak amacıyla kullanılmazlar. Dolayısıyla, tüm sistemin ve donanımın 220 volt AC olacak şekilde düzenlenmesi, uzun süre aynı yerde kalacak olan çekme karavanlar dışında pek tercih edilmez. Bize gereken ve asıl bağımsızlığımızı sağlayacak olan depolanabilen ve taşınabilen elektrik enerjisidir. Bunun yolu da tüm sistemi 12 volt DC ile çalışan donanımlardan oluşturmak ve sistemi akülerle desteklemektir.

 

DC akım için karavanlarda genellikle 12 volt aküler kullanılır. 24 volt da olabilir ve 24 volt aküler enerjiyi görece daha tasarruflu kullanır. Ancak bu durumda aracın ana aküsü, alternatörü ve dahi tüm elektriksel donanımını 24 volt olarak yeniden düzenlemek ya da ayrı bir 24 volt alternatör ilave etmek gerekir. Çünkü akülerin yolda giderken aracın alternatöründen şarj olması gerekmektedir. Bu durum her koşulda her araç için mümkün olmayabilir. Karavan aksesuarları da genellikle 12 volt DC ile çalışacak şekilde üretilmektedir. Bu nedenle çoğunlukla tercih edilen sistemler 12 volt DC sistemlerdir.

 

Tüm sistem 12 volt DC ile çalışacak şekilde kurulduğunda uygun ortamda dışarıdan alınabilecek 220 volt AC akım akülerin şarjı için ve normalde aküden elde edemeyeceğimiz ölçüde güç harcayan su ısıtıcısı, fön makinası, elektrikli ocak gibi aksesuarların çalıştırılması için kullanılır. Bu sistemde dışarıdan alınacak elektrik hattının bir ucu, 220 volt AC akımı DC akıma çevirerek aküleri şarj eden redresöre, bir ucu da karavanın içinde uygun yere monte edilen evlerde kullandığımız türde normal prizlere gider.

220 volt AC akımın dışarıdan karavana giriş noktasına mutlaka uygun amperli nötr ve faz hat için ayrı ayrı olmak üzere çift sigorta konulması önemlidir. Sigortanın her hat için ayrı olmasının nedeni karavana fişi taktığımızda hangisinin nötr, hangisinin faz olduğunu bilemememizdir. Fişi takarken her seferinde bunu kontrol edemeyiz. Ara uzatma kablosu kullandığımızda, fiş panelden çıkarılıp yeniden takıldığında ya da sigortanın hangi tarafta olduğunu unuttuğumuzda işler karışabilir. Sigorta tek olursa ve dışarıdan alacağımız elektriğin faz hattını diğer tarafa takarsak sigorta işe yaramaz. Dilenirse içeride kullanılacak prizler için de kullanılacak güce göre ayrı ayrı sigortalar kullanılabilir.

 

Tüm sistem ve aksesuarlar 12 volt DC akıma göre şekillendirildiğinde bunlar aküden çekilen elektrik ile çalışırlar ve aynı zamanda aküler dışarıdan gelen 220 volt AC akımla şarj olur demiştik…

Ancak bu sistem uzun süre sabit kalınarak dışarıdan elektrik alınacak ve yoğun enerji tüketilecek durumlar için çok uygun değildir. Bu durumda akülerden bir yandan akım çekilirken diğer yandan şarj olmaya çalışacaktır. İşin gerçeği bu durumda akülerimiz hiç bir zaman tam dolu olarak şarj olamazlar ve yorulurlar. Bu durum akümüzün ömrünü olumsuz etkiler. Çözümü, iki ayrı redresör kullanarak sistemlere giden iki ayrı hat oluşturmaktır. Bu iki hat manuel bir anahtarla kontrol edilebileceği gibi dışarıdan fişi taktığınızda otomatik olarak aküyü ayırıp aksesurların ikinci redresörden besleneceği hattı açan röle de kullanılabilir. Böylece ilk redresörden yalnızca aküleriniz şarj olur, ikinciden diğer hat beslenir. Akü şarj olurken aynı zamanda akım çekilmeyeceği için hem full şarj olur, hem de akünüz yorulmayacağı için ömrü uzar. İki ayrı redresör ve iki ayrı hat oluşturmak bir iki günlük sabit konaklamalar için çok gerekli değildir ama yine de önemlidir.

 

Akü olarak ne kadar yüksek amperli olursa olsun hiç bir zaman aracın kendi aküsüne güvenemeyiz. Araç aküsü şarj olma durumları haricinde her zaman sistemden ayrı kalmalı ve her zaman marşa basabilecek ölçüde dolu olmalıdır. Araç aküsünden enerji harcayarak boşaltma riskine hiçbir zaman girilmemelidir.

 

Bu nedenle ikinci, hatta duruma göre üçüncü, dördüncü akülere ihtiyacımız vardır. Bu aküler “yaşam aküsü” olarak tanımlanırlar. Karavanın tüm enerjisi yaşam akülerinden sağlanır. Yaşam aküleri ile ilgili ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. Böylece fazla enerji harcayıp aküleri bitirsek bile araç akümüz her zaman marşa basabilecek ölçüde dolu olarak kalır.

 

Akülerimiz çeşitli şekillerde şarj edilebilir. Kamping ortamında isek, dışarıdan alınacak 220 volt AC akım ve redresör marifetiyle, yolda isek aracın kendi alternatöründen, jenaratörden ya da son günlerin popüler teknoloji mucizesi olan güneş panellerinden akülerimizi şarj edebiliriz.

 

Aküleri dışarıdan alınacak 220 volt AC akım ve redresör marifetiyle şarj etmek en kolay ve verimli yöntemdir. Hatta bu işi için kullanılan “akıllı şarj cihazı” olarak isimlendirilen yeni nesil redresörler akünün boş ya da dolu olma durumuna göre uygun olan akımı seçerek bu işi yapmakta ve akü tam dolduğunda akımı keserek ya da darbeli akım vererek akünüzün kaynamasının ve aşırı yüklenmesinin önüne geçmektedir.

Akülerin aracın kendi alternatöründen yolda giderken şarj olması da çok önemlidir. “Akülerin ne kadar yol yapılınca ne kadar dolacağı” konusu, akü kapasiteniz, akülerin hangi oranda boş ya da dolu olduğu, alternatörün kapasitesi ve aracın yolda giderken far, kalorifer, radyo teyp gibi aksesuarlarının, motor ve elektronik donanımının ne kadar akım çektiği konularıyla ve hatta motor devriyle bile ilgili, oldukça karmaşık bir konudur. Benzinli araçların ateşleme için bujilere gelen elektriğe ihtiyacı olduğu için alternatörden gelen akımın çoğu ateşleme için kullanılır. Dizellerde böyle bir durum yoktur. Dizel yakıt sıkıştırılarak patlar ve dizel araçlarda yolda giderken aküleri şarj etmek benzinlilere göre daha az zaman alır.

Aküler lineer olarak şarj olmazlar. Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse 100 Amperlik bir akünüz varsa 100 Amperlik bir alternatörle bir saat yol yaparsanız tamamı boş olan bir aküyü 1 saatte dolduracağınız anlamına gelmez. Bu konunun ayrıntılı teknik açıklamasına yaşam aküleri sayfasından ulaşabilirsiniz.

Akülerin diğer şarj yöntemleri de jeneratörler ve güneş panelleri demiştik. Jeneratör her karavanda bulunması gereken önemli bir aksesuardır. Ancak ne kadar yeni nesil ve sessiz olursa olsun gürültüleri nedeniyle hem kendimize hem de çevremizdekilere rahatsızlık verirler. Hiç kimse doğal ortamda kuş, rüzgar ve dalga sesi yerine jeneratör sesi dinlemek istemez. Elde ettiğimiz elektrik akaryakıttan sağlandığı için yine ne kadar ekonomik olursa olsun tüm enerjiyi jeneratörden sağlamak oldukça pahalı bir yöntemdir. Jeneratörler acil durumlarda günde bir iki saat çalıştırılarak akülerin şarjını tamamlamak ya da normalde aküden çalıştıramayacağımız ölçüde güç harcayan su ısıtıcısı, fön, tost makinası, mini fırın gibi aksesuarların anlık olarak çalıştırılması işinde kullanılabilir.

Güneş panelleri akü şarjı konusunda en modern, çevreci ve pratik uygulamalardır. İlk donanım maliyeti açısından günümüz koşullarında biraz pahalı görünseler bile orta ve uzun vadede maliyetlerini fazlasıyla amorti ederler. Güneş panelleriyle ilgili ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

 

Peki bütüm bu ayrıntılı açıklamalardan sonra karavanda ne tür aksesuarlar için ortalama ne kadar enerjiye ihtiyacımız var?

 

Bu sorunun yanıtı tamamen kişisel tercih ve beklentilerinizle ilgilidir. Aydınlatma, ısınma, soğutma ve elektrikli karavan muslukları elektrik enerjisine ihtiyacı olan yegane unsurlardır… Bunun dışında televizyon, bilgisayar, dvd player, müzik ve uydu sistemleri, havalandırma fanları ve aklınıza gelebilecek her türlü elektrikli ve elektronik aksesuar enerji ihtiyacınız için ilave unsurdur.

 

Peki bunların hiçbiri kullanılmayacaksa ne olur? Elbette aracınızı doğal koşullarda basit kamp amaçlı gezilerde kullanacaksanız elektrik enerjisine belki de hiç ihtiyacınız yok demektir. Aydınlatma için led ampüllü pille çalışan basit kamp lambaları büyük ölçüde yeterli olacaktır. Musluk için de yat tipi ayak pompaları kullanılabilir. (Bu tür pompalar su tasarrufu açısından özellikle tavsiyemdir.) İşin gerçeği led tipi aydınlatma ve elektrikli karavan musluğu çok fazla enerji tüketmez. Elektrikli gereç olarak yalnızca bunlar kullanılacaksa aracın kendi aküsü bile kullanılabilir.

 

Enerjiyi büyük ölçüde tüketen aksesuarların en önemlileri kompresörlü buzdolabı ve webasto türü ısıtıcılardır. Elbette bu aksesuarlar karavan için üretilmiş tasarruflu cihazlardır. Yanlış anlaşılma olmaması için, bu aksesuarlar çok enerji tüketir demiyorum. Elbette evimizde kullandığımız buzdolabı, elektrikli ısıtıcı ya da karavanda kullanılacak mikrodalga fırın kadar enerji tüketmezler. Buzdolabı ve webasto türü ısıtıcılar, televizyon gibi ikinci plandaki ihtiyaçlar değildir. Enerjimizi öncelikli olarak bu ikisi üzerine planlamamız gerekmektedir. Karavan buzdolabı konusu için ayrıntılı bilgiye buradan, ısınma istemleri için ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

 

Kompresörlü karavan buzdolapları büyüklüğüne ve kapağının açılıp kapanma sıklığına bağlı olarak günde ortalama 50-60 Amper civarında akım çekerler. Webasto türü ısıtıcıların da yine hava sıcaklığına bağlı olarak saatlik ortalama 2 Amper gibi bir tüketimi vardır. Yani ortalama bir hesapla, günde 10 saatlik bir ısınma süresi için 20 Amper’e ihtiyacımız var demektir. Bu hesapla kamping dışı koşullarda iki gün konaklamak istiyorsak ;

 

50 Amper (buzdolabı)/gün + 20 Amper (ısıtıcı)/gün + 10 Amper (aydınlatma ve ufak tefek diğer ihtiyaçlar için)/gün = 160 Amper/gün x 2 = 320 Amperlik bir yaşam aküsüne ihtiyacımız var demektir.

Hatta akülerin çok nadiren %100 şarjlı olarak doldurulabileceğinden ve kapasitesinin sonuna kadar kullanılamayacağı gerçeğinden hareketle bu rakamı 2 x 200 Amperlik yaşam aküsü olarak belirleyebiliriz. Buna ilave edilebilecek televizyon gibi aksesuarlar bu kapasiteyi çok daha yukarılara taşımayı gerektirir.

 

2 x 200 = 400 Amper yaşam aküsü bir karavan için ciddi bir enerji kapasitesi demektir. Bu ve üzeri büyüklükteki yaşam aküsü kapasitesine sahip karavan sayısı gerçekten azdır. Bu enerji hesabımızla işin sevindirici olan yönü genellikle buzdolabını yoğun olarak kullandığımız sıcak yaz günlerinde ısıtmaya ihtiyaç duymamamız ve ısıtıcıyı yoğun olarak kullandığımız soğuk kış günlerinde buzdolabına büyük ihtiyaç duymamamızdır. Enerji olarak kendimizi kısıtladığımız ve bağımsız kamp sürelerini azaltan zamanlar, her iki sistemi de aynı anda kullanmak zorunda kaldığımız bahar aylarıdır.

 

Buzdolaplarının 220 volt AC akım, 12 volt DC akım ve LPG olmak üzere “3 sistem” olarak tanımlanan türleri ve ısıtıcının da trumatic türü LPG ile çaşılan türleri mevcuttur. LPG ile çalışan bu sistemler elektriksel enerji sorununu neredeyse sıfıra indirmektedir. Ancak bu sistemlerin enerji açısından avantajları olduğu gibi başka konularda dezavantajları da vardır. Ayrıntılı olarak buzdolabı ve ısınma sistemleri konularında açıklanmıştır.

 

Konforumuzdan taviz vermek istemiyor ve her koşulda her sistemi aktif olarak kullanmak istiyorsak maddi külfetini de göze alarak akülerimizi olabildiğince büyük kapasiteli olanlardan seçmek, sistemi jeneratör ve güneş panelleriyle sürekli beslemek ya da düzenli olarak yol yapmak gereklidir.

 

Ancak unutulmamalıdır ki “küçük kapasiteli ama tam dolu bir akü, büyük kapasiteli ama yarım dolu bir aküden her zaman daha iyi bir iş yapar.”

Örneğin 100 Amperlik tam dolu bir akü ve 200 Amperlik yarım dolu aküyü ele alalım. Teorik olarak 200 Amperlik akü yarım şarjlı olduğunda 100 Amper kapasiteli demektir. Ancak aküler boşaldıkça voltajı düşer.. 100 Amperlik tam dolu bir akü 13 volt civarında iken 200 Amperlik ama yarısı boş olduğu için 100 Amper olduğu varsayılan akü 12 volt civarındadır.

 

Güç = Akım x Gerilim denkleminden hareketle Akım = Güç / Gerilim’ dir…

 

Gücü 36 watt olan bir televizyonu çalıştırmak istediğimizi düşünelim;

Gerilimi 12 volt olan yarım şarjlı akümüzle bu televizyonu 1 saat çalıştırdığımızda akümüzden 36 : 12 = 3 Amper, gerilimi 13 volt olan tam şarjlı akümüzden 36 : 13 = 2.77 Amper akım çekilecektir.

 

Bu da birinci aküden bu televizyonu 33.3 saat, diğerinden 36.1 saat izleyebileceğimiz anlamına gelir. Aradaki miliamper boyutundaki küçük farklar karavan yaşamında hayati derecede önemlidir. Elbette bunlar teorik rakamlardır. Gerçekte aküler hiç bir zaman kapasitelerinin sonuna kadar kullanılamazlar. Aynı şekilde zamanla doğrusal orantılı olarak şarj olmazlar. Ayrıntılı bilgiye yaşam aküsü konusundan ulaşabilirsiniz.

 

Kullanmak istediğiniz aksesuarların gücüne ve çalıştıracağınız ortalama süreye bağlı olarak ihtiyacınız olan akım kapasitesini yukarıdaki formüle göre teorik olarak hesaplayabilirsiniz.

 

Özetlemek gerekirse; Kamping dışı konaklama hevesinde olan karavancılar için “ortalama büyüklükteki ve ortalama temel aksesuarlara sahip bir karavan için en az 200 Amper, daha iyisi (eğer akülerinizi tam dolu olarak şarj edebiliyorsanız) 2 x 200 = 400 Amper yaşam aküsü iyidir” diyebiliriz.

 

Bunların teorik ortalama hesaplar olduğunu belirtmiştim. Gerçekte bu işin matematiğini çözmek oldukça güç… Anlık tüketim değerleri, hava sıcaklığı, karavanın büyüklüğü, aksesuarları kullanma karakteristiği ve süresi, bu aksesuarların gücü ve hatta akünün kendi karakteristiğine göre bile değişkenlik göstermektedir. Pratikteki deneyimler teorik olandan çok daha farklı olabilir. Biraz tecrübe edinmek gereklidir. Akülerimiz ne kadar yüksek kapasiteli olursa olsun hiç bir zaman evimizde olduğu gibi sınırsızca enerji harcayamayız. Tasarruf zorunlu ve gereklidir. Kapasitemizi bilip ona göre hareket etmeliyiz.

Karavanda sistemlerin 12 Volt DC akımla çalışan sistemler olması, evlerimizde kullandığımız 220 volt AC ile çalışan aletleri dışarıdan elektrik almadan kullanamayacağımız anlamına gelmez. 12 Volt DC akımı 220 Volt AC akıma çeviren “inverter” vasitasıyla bunları da rahatlıkla kullanabiliriz. Yani evlerimizde kullandığımız gibi blenderin fişini inverterin prizine takarak rahatlıkla kullanabiliriz. Ancak elbette bu durum kullanılacak aletin ve inverterin gücüyle, aynı zamanda akü kapasitemizle sınırlıdır. Ufak tefek mutfak aletleri kısa süre için çalıştırılabilir. Ama tutup da ütü, fön makinası, fırın gibi aletler çalıştıramayız. İnverterler özellikle, cep telefonu, pil ve diz üstü bilgisayar gibi aletlerin şarjı için önemlidir.

İnverterin pratikteki bir kullanım şekli de 220 volt AC akımla çalışan büro tipi buzdolaplarının karavanda çalıştırılmasıdır. Ancak bunun için inverterin “tam sinüs” ya da “modifiye sinüs” olması gereklidir. Sahip olma maliyeti açısından bu sistem orjinal karavan buzdolabından ucuza gelse de enerjinin verimli kullanımı açısından doğru yöntem değildir. Elektriğin inverter ile AC akıma çevrilmesi sırasında enerji kaybı kaçınılmazdır.

 

 

Enerji ve yaşam aküsü kapasitesi açısından kendi kamperimizden örnek vermek belki faydalı olabilir;

 

Yaşam akümüz 120 Amper jel akü. Elektrikli aksesuar olarak Waeco 48 lt. kompresörlü buzdolabımız, Eberspacher Airtronic D2 mazotlu ısıtıcımız, 10 watt’lık küçük bir televizyonumuz, 100 watt inverterimiz, dalgıç pompaya bağlı elektrikli karavan musluğumuz ve led aydınlatma sistemimiz mevcut. 100 watt güneş panelimiz var.

 

Güneş panelimiz havanın açık olduğu aydınlık günlerde ortalama günlük 40-50 Amper gibi bir enerjiyi akümüze depoluyor. Bu da neredeyse buzdolabının toplam çektiği akıma eşdeğer ya da biraz altında… Başkaca enerji tüketimimiz yoksa kamping dışı koşullarda normalde 2 gün kalacaksak bu süre rahatlıkla 4-5 güne çıkıyor. Hem buzdolabı, hem de ısıtıcıyı çalıştırmak zorunda olduğumuz bahar aylarında bu süre yarı yarıya azalıyor. Kışın buzdolabını kullanmadığımız günlerde yalnızca mazotlu ısıtıcı ve diğer ufak tefek ihtiyaçlarla güneş panelimiz sayesinde neredeyse sonsuz enerji döngüsüne sahibiz…

Share

Karavanlı Gezilerimiz…

Gezilerimize ait sayfalara ulaşmak için yazıların üzerine tıklayınız..

 

70′lere Dönüş Kampı Erdek

Delmece Yaylası

20 – 23 Nisan 2012 Bursa etkinliği 

Orhangazi İznik Gölü buluşması

Kapıdağ Yarımadası

Keles “Kocayayla”

Sığacık

Fethiye ve Göcek

Patara

Kalkan

Kaş 

Demre

Karaöz, Papaz Koyları, Mavikent ve Finike

Adrasan

Çıralı ve Olympos

Çamyuva ve Phaselis

Salda Gölü

2011 Yaz Tatili Rotamız; Burdur Salda Gölü Üzerinden Batı Akdeniz ve Güney Ege

Sapanca Buluşması

Dağyenice

İznik Buluşması 12 Mart 2011

Tam Tur “Armutlu Yarımadası” 6-10 Şubat 2011

Eskikaraağaç Şubat 2011

Kar Kampımız “Kuzuyayla” 22-23 Ocak 2011

Gölyazı…

Uludağ’ın Soğuk Yüzü “Sıcacık Karavanımızdan”…

Adapazarı Poyrazlar Gölü

Uludağ Çobankaya Ağustos 2011

Karavanlı İlk Uzun Gezimiz (1. Bölüm)

Karavanlı İlk Uzun Gezimiz (2. Bölüm)

Güzeldere Şelalesi ve Pürenli Yaylası…

Kefken “Pembe Kayalar” Buluşması…

Kangoo Camper Firarda “Mudanya – Kumyaka – Zeytinbağı”…

Uludağ Çobankaya “İlk Kamp Aracımız ile”


Share

Yolculuk…

 

          Yolculuk… Ne ola ki? 

        “Şuyuu vukuundan beter” derler ya, her yolculuk öncesi sıkıntı kaplar bedenimi. Hele bir de “yolculuk hazırlıkları” meselesi var, işte onu hiç sormayın… “Şu olursa, bu olursa, yağmur yağarsa, sel basarsa, kız ateşlenirse, onu al, bunu al, yetmezse yedeğini de al…” Bitmez allah bitmez… 

       Gören de mantık profesörü sanacak. Tüm olasılıkları değerlendirdin, tüm önlemleri aldın değil mi? 

       Nah değerlendirdin! 

      Biliyor musun yukarıdaki koca pabuçlunun sana ne sürprizler hazırladığını? Biliyor musun yollarda kimlerle, nelerle karşılaşacağını? 

    Bilmiyorsun..

     O zaman neden bu telaş? Bıraksana yaşamın akışına kendini. 

     Olmaaaaaz… Yedeğini de al.

     Sağa dön, sola dön, olmadı kalk sigara yak, haydi tekrar yatağa gir… Hafif karın ağrısı ve mide bulantısı eşliğinde sabah kahvaltısı… Aynaya baktığında albino tavşan gözleri de yanında bonusu.

    Bilirim doğrusunun bu olmadığını da bir türlü vazgeçemem huyumdan. 

    Galiba iki “ben” taşıyorum ben de üzerimde. Ben yanım kösül kösül kösüldemek isterken diğeri dürtükleyip duruyor. “Kalk uyuşuk. Sallanma yola çık. Bak ne ciciler alacağım sana. Deniz kızları mı dersin, bayramlar seyranlar mı, düğün alayları mı…” 

  “Discovery’den izlesek olmaz mı?”

  “Haydi kalk dedim sana.”

  “Vallahi yolculuk bana göre değil. Ben tembel adamım. Zorlama beni daha fazla, bırak uyuyayım.”

  “Yalancı… Discovery’de izlerken öyle demiyordun ama. Biliyorum senin de istediğini.”

  Sürer gider…

   Bu durum kitap okumaya, düşünmeye başlarken de böyle, hatta bu satırları yazmaya başlarken bile. 

    Nasıl bir coşku ve nasıl bir azimmiş anlayamadım gitti, her seferinde ikna eder beni ikinci benim. Diğeri de bilir ki sayfaları çevirmeye, satırları karalamaya ve kilometre taşlarını yutmaya başladıkça barışacaktır ötekiyle.

   Bu açıdan bakılınca kendi içimdeki barışıklık halidir benim yolculuğum.

    Doğrusu, karavan yaşamı ile yolculuğu her seferinde aynı terazi kefesinde tartmayı düşünemiyorum. Evet, uzun soluklu gezilerimizdeki durağan zamanlar da yolculuğa dahil edilebilir. Ancak karavanım aynı zamanda benim ikinci küçük evim, sığınacağım ve saklanacağım deliğim, gizli yerim, çocukluğumun evcilik oyunlarındaki yuvamdır.

    Sokağın ve yaşamın içinde ama aynı zamanda korunaklı olan bu kabuğu seviyorum.

     Yolculuklarımı tatminsiz kılan olumsuzluklarla da karşılaşmıyor değilim. Karavanı aldıktan sonra “bir yerlere yetişme” çabasını büyük ölçüde aşmış olduğumu düşünüyorum. Ama zaman zaman yine bu durumla karşılaştığımız oluyor. İşte o zaman da “eğer istersem uygun bir yerde durabileceğimi bilme duygusu” yetişiyor imdada. Bunun da adı özgürlük.

    Deniz yaşamından biliyorum; Öyle durumlarla, öyle sıkıntılarla karşılaşırsınız ki saatler boyunca ağlayıp sızlayıp bir daha denize çıkmamaya yeminler edersiniz. Ama akşam üzeri sakin bir koya girip de elinizde rakı kadehiyle güneşi batırdınız mı… Bu kez mutluluktan ağlarsınız. 

    Oracıktaki yarım saatlik hazzın coşkusu, onca zaman çektiğiniz sıkıntının üstesinden gelir de artanları uç uca ekleseniz size bir ömür boyu yeter. 

    Bu duygular, gün boyunca soğuktan donmak üzere olan birisinin, misafir edildiği köy odasındaki gürül gürül yanan sobanın karşısında yudumladığı sıcak çaya benzer. Yetmedi bir de üzerine kestane patlatır. 

   İşte ben bu coşkuyu seviyorum.

   Ancak yukarıdaki örnekten önemli bir farkımız var ki biz bu yola zorunluluktan değil keyfi olarak çıkıyoruz. İşte bu noktada “bu bir çeşit mazoşizm mi?” sorusu gündeme geliyor. 

   “İşleyen demir ışıldar.” demiş atalarımız. Işıldamak için kendimizi işlemeye mi zorluyoruz? Ya da bu sağlıklı kalabilmek için bir çeşit spor mu? Öyle ya sabahın köründe sıcak yatağından çıkıp yağmurda çamurda kilometrelerce koşmaya zorlayan nedir adamı? Spor sonrası endorfin ve seratonin hormonlarının yarattığı haz mıdır, adrenalin midir, benzerlerinden bir adım daha öne çıkmayı hedefleyen rekabet duygusundan kaynaklanan hırs mıdır? 

    O adamı yataktan çıkartan kararı almanın hiç de kolay olmadığını biliyorum. Eminim o da kavga ediyordur kendi benliğiyle. Ama bu çatışmalar yaşanmadan gelişmenin olabileceğine inanmıyorum. 

    Evde pineklerken kaçırmış olabileceğiniz şeyleri düşünün bir… Belki o çok sevdiğiniz koyda çok sevdiğiniz yunus balıkları yakamozlar altında bilmem kaçıncı çiftleşme seramonisini yapıyor, belki sohbetini özlediğiniz bir dost bir yerlerde sizi düşünüyor, belki bir yerlerde yüzlerce yıldız kayıyor… 

     Belki de hiç bir şey yok?…

    Ucu bucağı belirsiz bir hiçlik yüzleşmeniz için sizi bekliyor. Belki bütün bunlar olup bittikten sonra “hepsi bir şakaydı” diyecek birileri….

    Bilmiyoruz… Ama öğrenmek istiyoruz.

    İşte benim yolculuğum.

   


Share

Uludağ’ın Soğuk Yüzü “Sıcacık Karavanımızdan”…

 

Epeydir hasretini çektiğimiz bir geziydi… Doğru düzgün kar göremediğimiz şu günlerde “ne yapsak ne etsek de kendimizi yüksek yüksek tepelere atıversek…” diye düşünüp duruyorduk. Kısmet bu güne imiş…

Güçlükle de olsa yazın kamp yaptığımız Çobankaya bölgesine ulaşabildik. Oteller bölgesinin çok daha ilerisinde olan bu bölge kışın tamamen terkedilmiş oluyor.

Yaz sıcaklarında keyifle kamp yaptığımız bu alanın kar altındaki görünüşü bizi adeta büyüledi…

 

 

Yazın kamp yaptığımız ağacın altı…

Doğal habitatım olduğu için kolaylıkla uyum sağlıyorum. Yaz ya da kış farketmiyor:)

Bizimkiler, daha önce gelen birileri tarafından yapılmış igloo benzeri bir yapı içerisinde…

Dışarıda gerçekten sıkı bir ayaz var…

Kamperin içi ise sıcacık… Eberspacher ısıtıcımız bu kez sürpriz yaptı. Rakım 1740 m. ve çalışıyooooorrr :) :)

Isıtıcı yarım kademede çalışıyor ve içerisi 24 º C… Üzerimizdeki kazakları bir süre sonra çıkarmak zorunda kaldık.

Dışarıda türk kahvesi eşliğinde sigara keyfi yapan kaçaklar

Her kamp dönüşü kamperin arkasında bu manzara… Bir de utanmadan “biraz yavaş git de filmin sonunu görelim” demiyorlar mı, deli oluyorum vallaNe yazık ki şimdilik tek şoförle idare ediyoruz.. Neyse ileride benim de keyif çatma günlerim gelir elbet.


Share

Gölyazı…

 

Bursa – İzmir karayolunun 35. kilometresinden güneye sapılan yolda zeytinlikler arasından kıvrılarak ilerleyen keyifli bir yoldan ulaşılan, Uluabat Gölü üzerindeki küçük, sevimli bir yarımada(cık)…

Mevsime ve yağış rejimine bağlı olarak kara ile bağlantısı tümden kesilerek ulaşım sadece köprü üzerinde sağlanabiliyor. Hatta geçen yılki aşırı yağışlar nedeniyle köprü de sular altında kalarak ulaşım ancak kayıklarla mümkün olabilmişti.

Gölyazı karavanlı gezilerimizde sıklıkla tercih ettiğimiz yerlerin başında geliyor. Meşhur olmasına ve önemli bir turizm potansiyeline sahip olmasına rağmen, yapışkan satıcı köylüler yakanıza yapışmıyor henüz. Satıcı olanların “merhaba ve hoşgeldiniz”lerine her yerde alıştık. Ancak burada satıcı olmayanlar da içtenlikle ve güler yüzle (bayanlı erkekli) “hoşgeldiniz” diyerek karşılıyor sizi…

Bu açıdan bakılınca, son yılların populer otantik beldelerinde rastlamaya alıştığımız türden ticari yozlaşmadan henüz yeterince nasibini almamış olan köy, belki de son demlerini yaşıyor. Butik otel ve pansiyonlar, restaurantlar, yapışkan satıcılar ortalığı sarmadan ziyaret edilmesi gereken yerlerin başında geliyor.

Uluabat gölü, sığ suları, çevresini saran meyve bahçeleri ve tarlalar ile değişik kuş türleri için mükemmel bir yaşam alanı…

Uluslararası Ramsar Sözleşmesi ile koruma altına alınan ve Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı tarafından ‘yaşayan göl’ ilan edilen Uluabat gölü nadir görülen küçük karabatak, bıyıklı sumru, alacabalıkçıl, kaşıkçıl, patka, gecebalıkçılı, çeltikçi, sakarmeke ve kızılgerdan gibi kuşların barınağı ve yaşam alanı. Ayrıca önemli göç yolları üzerinde bulunuyor.

Göl ekosistemi içerisinde önemli bir yere sahip olan kızılkanat, sazan, turna ve gümüş balıkları ve bir tür tatlı su istakozu olarak kabul edilebilecek kerevit, aynı zamanda köyün geçim kaynağı.

Son yıllardaki düzensiz yağış rejimi, kirlenme ve aşırı avlanma, ekonomik değere sahip büyük balık türlerinin sayıca azalmasına ve ekonomik değeri daha az olan gümüş balığı populasyonunun artmasına neden olmuş. Ekonomik değeri en fazla olanı kerevit… Ancak geçmiş yıllardaki mantari hastalık salgınları ve aşırı avlanma nedeniyle bugün rastlamak neredeyse imkansız. Yine de şanslıysanız sabah saatlerinde köy meydanında kurulan balık mezatında rastlamanız olası…

Uluabat son günlerde akarsu yatakları genişletilerek denizle buluşturulma projesi ile gündemde. Bu projenin ekonomik getirisi, görsel zenginliğe ve turizme katkısı tartışılabilir ama ekosistemi geri dönüşü mümkün olmayacak şekilde değiştireceği ortada. Dileğimiz, doğa ana tarafından milyonlarca yılda yaratılmış bu tür güzelliklerin insan eliyle yok edilmemesi…

Adını, mitolojide müziğin, sanatların,güneşin,ateşin ve şiirin tanrısı olan, ayrıca kehanet yapan, bilici tanrı olan Apollon’dan alan, Apollonia antik kenti üzerine temellenen, eski adıyla Apolyont (yöre halkının deyişiyle “Abülyont” ) mübadele dönemine kadar küçük bir rum kasabası olarak kalmış. Mübadele döneminde buraya Selanikli göçmenler yerleştirilmiş.

Rivayete göre Apollonia Kralı’nın çok güzel bir kızı varmış. Günün birinde, komşu Melde krallığının prensi güzel kraliçeye aşık olmuş. Ancak prensesin bu izdivaca gönlü olmamış. Kral, Apolyont Gölü kıyısındaki bir tepe üzerine saray yaptırarak orada saklamış kızını. Buna çok sinirlenen Melde Kralı, Mustafakemalpaşa Nehri’nin yatağını değiştirterek, Apollonia’yı sular altında bırakmış. Bugünkü Gölyazı Yarımadası’nıntarihteki bu su baskını nedeniyle oluştuğuna inanılıyor.

Yarımada üzerindeki yerleşimi çevreleyen antik surlardahelenistik dönem kalıntılarına rastlamak mümkün. Roma döneminden kalma antik tiyatro, tarihi su kemerleri, mezarlar ve rumlardan kalma eski kilise ziyaret edilmesi gereken yapıların başında geliyor. Köylülerin rivayetine göre asıl keşfedilmesi gereken tarihi değerler başta Kız Adası olmak üzere göl üzerindeki küçük adacıklarda yer alıyor.

Köyün mimari yapısının ve orjinal yerleşiminin iyi korunmuş olduğunu söyleyebilmek oldukça güç. Ancak fazlaca değiştirilmiş olsa bile yerleşimlerde antik çağın kalıntılarına, rum evlerinin karakteristik yapısına ve osmanlı mimarisinin izlerine rastlamak mümkün. Bölge 1980 yılında SİT alanı ilan edilmiş.

Göyazı’nın bugünkü renksel zenginliğine katkıları olan güzel insanları anmadan geçmek olmaz. 2006 yılında ressam Gül Ilgaz Önderliğinde toplum gönüllüsü gençler tarafından Gölyazı’nınaçık hava sanat müzesine dönüştürülmesi projesi takdire değer bir proje idi. Proje kapsamında sponsor desteğiyle 200 civarında ev dikkat çekici renklerle boyandı. Ortaya çıkan diğer sanat eserlerine ise yöre halkı ne yazık ki yeterince sahip çıkamadı. Bunların bazıları tahrip edildi. Yine de projeye sahip çıkan duyarlı bazılarınca, eskiyen boyaların yenilendiğini, evlerin önündeki renk renk çiçeklerin olduğu tenekelerin göz alıcı renklerle bezendiğini görebiliyoruz…

Gölyazı, ziyaretçilerine her mevsimde ayrı güzellikler ve renkler sunuyor…


Share